30 Haziran 2008 Pazartesi

El Custodio

El Custodio filminin ağır temposundan hiç mi hiç rahatsız olmadım. Düşünüyorum da yönetmen olsaydım ve önümde böyle bir proje olsaydı, ben de bu ritmin pek dışına çıkmazdım. Yalnız, birileriyle beraber olduğunda bile yalnız (ailesiyle doğum günü partisi fiyaskosundaki durumu), bakanın peşindeyken kapanan her kapı gibi birçok kapının hep dışında kalan yitik, ezik bir karaktere odaklanmak için bu tür minimalist bir yaklaşım kendisini dayatıyor. Daha da ilginci, hep "Aman bir şeyler olmasın." diye peşinden koştuğu birine karşı bu görev, zamanla tehlikenin ta kendisi oluveriyor. Yaşatmaya çalışmanın gitgide ölüme dönüştüğünü görürsünüz. Film bu dönüşüm üzerine kurulmuş. Ağır temponun içinde izleyici bu öfkenin, kum saatindeki kumlar misali birikmesine, korumanın cellatlaşmasına tanık olur. Bakanın çocuğunu şımarık tavırları, bakanın kaçamakları ve rahat yaşamı sadece korumaya değil zamanla izleyiciye de dokunmaya başlar. Ve filmin sonunda ister istemez katilin yanında yer alırsınız ve katilin bu eylemini yadırgamazsınız. Filmin bu etkilerini yaşamak mükemmeldi. Gerçek anlamda kısa bir zaman dilimi içerisinde size deneyim yaşatıyor, yönetmen.